5 Kasım 2008 Çarşamba

Az bilen daha mı mutludur?

Teknolojiden nefret ediyorum...Gerçekten.Şu yazıyı yazarken teknolojiyi kullanıyorum evet, doğrudur ama yine de nefret ediyorum. Bazen düşünüyorum da mağara döneminde yaşayanlar ya da o kadar geriye gitmezsek 30' lu 40' lı yıllarda yaşayanlar daha mı mutluydu acaba. Etraflarında doğru dürüst teknoloji yokken az bildikleri için hayalleri daha kısıtlı olan bu insanlar işlerini daha kolay mı hallediyorlardı ya da nasıl olsa imkanım yok diye ellerindeki ile mi yetiniyorlardı??
Teknolloji sayesinde bilgiye daha çabuk hatta oturduğumuz yerden ulaşabildiğimizin farkındayım ama ne bileyim, ya ben beceremiyorum ya da başka insanlar hem beceremiyor hem de anlatamıyorlar :P

Yargı sistemimize UYAP diye teknolojik ( ! ) bir sistem getirdiler, adliyeye gitmeye hiç gerek kalmadan dava açabilcek, işlemleri ilgili mahkemenin sistemine girerek takip edebilecek hatta sistemdeki kayıtlardan örnek alabileceksiniz. Ama sistem doğru düzgün işlemiyor, memurlar sistem konusunda yeterince eğitilmiyor ve sonuç ne oluyor; UYAPZEDELER ( uyapzede avukatlar ) her geçen gün çoğalıyor.

Beni çıldırtan ikinci husus ise internet üzerinden havale işlemi...iki gündür uğraşıyorum ve bundan nefret etmeye başladım zaten. Önceki bürodayken internet üzerinden yapılan dolandırıcılık ile igili bir dava yürüttüğüm için önyargı duyduğum internet bankacılığına, gerçekten direnmeme rağmen, sonunda kardeşim yüzünden bulaştım. O şimdi Polonya'da eğitim için gitti ve benden parasını göndermemi istiyor ama iki gündür aşındırmadığım banka kalmadı..komisyon ücretleri nedir, western union mu daha iyi yoksa bankada döviz hesabı açtırıp havale yapmak mı ?Bankalarda çalışanların hepsi de yeterli değil gerçekten hiç bilgisi olmayanlar ile bile karşılaştım...sonuç ne mi?? Parayı hala göndermeye çalışıyorum inanın her dafesında yeni bir sorun çıkıyor bir tanesini halledince bu defa ikincisi ile karşılaşıyorsunuz...Üfff ne vardı şu teknoloji ve bankalar yok diyerek yanına paranı da alıp gitseydin kardeşim, uğraştırmasaydın beni...

6 Eylül 2008 Cumartesi

İyi ki doğdun aşkım:)


Benim için çok önemli birgün bugün. Saatler 00.00' ı geçti ve bugün benim canım kardeşimin doğumgünü. Benim hayattaki vazgeçilmezlerimden, hergün Allah'a varlığı için şükrettiğim, hep yaptıklarından gurur duyduğum canım kardeşimin.. O' nu çok seviyorum.Benim oyun arkadaşım, dert ortağım, her şeyimi paylaştığım en yakın dostum ve bu hayatta benim için hiçbir zaman kötülük düşünmeyecek ve beni ben olduğum için seven birkaç insandan biri :) hatta bu saydıklarıma yanında her tür manyaklığı rahatça yapabildiğimi, en iğrenç hallerimle bile yanında olduğumu ve bundan hiç rahatsızlık duymayıp bu hallerimle bile dalga geçebildiğimizi ( ki beni tanıyanlar bunun mümkün olmadığını bilirler :) ), en aptal şeylere beraber gülüp bunlarla da dalga geçebildiğimizi, gerçekten yanında olmaktan hep mutluluk duyduğumu ekleyebilirim.

O benim bitanem, benim prensesim, Peloooş'um :)

Canım kardeşim iyi ki varsın, iyi ki doğdun... Seni çok seviyorum :)

4 Eylül 2008 Perşembe

Gıt gıt gıdaaaak yumurtam sıcaaaaak


Dürksel Davuğu oldum ben:) Gıt gıt gıdaaaaaaak ...

Sevgili sevgilim dün şahane tespitlerine bir yenisini daha ekledi ve beni, otobüs duraklarında boy boy resmi olan Penelope Cruz ' a benzetmek varken dürksel davuğuna benzetti.

Ben de " - hayır hiç de bile, alakam yok o tavukla" dedim ama dinletemedim. " -Şimdi bir de boyamışlar davuğu, kapkara hali ile tam sen olmuşsun, artık bu otobüs duraklarındaki reklam panolarını gördükçe aklıma sen geleceksin " demez mi!!! Şoktayım:) Hiç seksepalitem kalmadı yaaaa:(

İnsan sevgilisinin aklında olmayı, gün içinde kendisini düşünmesini ister de bizim akla geliş şeklimiz bir enteresan :P

Ama ben de benimsiyorum artık napiiyiim? Beyim öyle istedi, ben bilmem beyim bilir..

" - Gıt gıt gıdaaaak yumurtam sıcaaaaakkk, Recep' im al beni gollarına geliyorum... :) "
( Bu arada ' Recep ' diyerek kimi kastettiğim anlaşılıyor değil mi, yine de intikam alma hevesimi kıramıyorum bey :P )
:)

21 Ağustos 2008 Perşembe

Mens dönemlerinden nefret ediyorum,hırrrrr!!!!



Mens dönemlerinden nefret ediyorum.Sırf bu dönemleri yaşamamak için bile erkek olmayı tercih edebilirim. Çevrenizdeki her şeyin ve herkesin sinirlerinizi bozduğunu ve her an cinayet işleyebileceğinizi bir düşünsenize..Allahtan Ceza Kanunu' muzda kadınların bu dönemlerinde indirim uygulanıyor:) Hormonlarımın isyan çıkarırcasına ayaklanmasını anlamıyorum, " - n'oluyor hey hormonlarım nereye? Durun tamam her şey yolunda, sakin sakin..."

Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de insan kendisini Botero' nun şişman kadınları gibi görüyor, şişman ve çirkin. Iyyggghh:P

Sevgilinin benden çektiği de cabası, buradan kucak dolusu öpücüklerimle defalarca özür diliyorum.Az kahrımı çekmiyor, Allah Peygamber sabrı vermiş:)

Kısacası kadın olmak zor iş, Allah hepimize ve bizim kahrımızı çeken erkeklere kolaylık versin...

13 Temmuz 2008 Pazar

Hadi gel kurtaralım şu dünyayı:)

İçinden geleni söyle,
Kalırsa yazık olur,
Hayata küsüverirsin,
Hüzünler seni bulur...

Bu sözler Pinhani'den, çok seviyorum.Bi yerde Aborijinleri hatırlatıyor bana..Ama onların felsefesini bu hayatta yürütebilmek boş bir hikaye.Yok öyle bir şey..

" Hadi gelin kurtaralım birbirimizi bu maskelerden, herkes içinden geçenleri söylesin rahatlasın.. " Demek geçiyor içimden..Ama hiç sanmıyorum, zira ben ne zaman bunu denesem duvara tosluyorum:) Ne komik değil mi, biraz da trajik.

Ama işi kılıfına da uyduramıyorum. çok beceriksizim..Aslında bazen hayattan yoruluyorum ve buralar hiç bana göre değil diye düşümekten kendimi alamıyorum :)

Hayat seninle dalga geçebilenlere çok özeniyorum,çok...

29 Haziran 2008 Pazar

Tiyatro Sahnesi

Bazen birden çok parçaya bölündüğümü düşünüyorum..Birden çok ben var sanki etrafımda.Ailedeki ben, işteki ben, sevgili olarak ben, arkadaş olarak ben, ... . Bazen tüm bunlardan yoruluyorum ve dengeleyemiyorum sanki..Ama aslında hepimiz böyleyiz, hayatta hepimizin takındığı farklı roller var. Hayat bir tiyatro sahnesi, bizlerse o oyunda bazen başrolde bazen arka rollerdeyiz.Oyunu oynarken trak geldiği anlar olduğu gibi akıcı bir şekilde oynadığımız zamanlar da oluyor işte o anları çok seviyorum:) trak geldiği anlarda da yanında sufle veren birilerinin olması çok güzel,onlara sonsuz teşekkürler,iyi ki varsınız.. Önemli olan bir şey daha var, her ne olursa olsun oynadığın oyunun hakkını verebilmek ve oyun bittiğinde ayakta alkışlanmak...
Umarım bunu hepimiz yapabiliriz.

25 Haziran 2008 Çarşamba

Dört Nikah Bir Cenaze

Evlilik güzel şeydir heralde, ben henüz yaşamadım. Hoş yaşayıp yaşamayacağımı da bilmiyorum ama umarım bu fani dünyadan uçmadan onun da tadına bakarım. Delikanlı çağlarımda evlilik denilince anne babalarımızın yaşadığı tipik evlilikleri düşünür ama tezat olarak sadece o adamla evlendiğini, ailesinin yakından uzaktan geçmeyeceğini düşünürdüm. Yok, yok hiç de öyle değilmiş, anladım. Yaş kemale erdikçe aslında herkesin evliliğini istediği gibi yaşayabileceğini, belli kalıplara sokulmadan hatta karı-koca değil de sevgili olarak yaşanan bir evliliğin daha iyi olacağına kanaat getirdim.Aşkı tüketmemek bununla mümkün heralde. Ha, hazır yeri gelmişken aşkın ömrü 3 ay yok 1 yıl tarzında söylemlere de kıl olmaktayım. Neyse ayırdına vardığım bir diğer şey de aslında sadece o kişi ile evlenmediğin, ailesi ile evlendiğin hatta ailelerin birbirleri ile evlendiği oldu. Atalarımız boşuna dememiş davul bile dengi dengine diye.
Denginiz olan davulu bulmazsanız nikah,düğün herkes için cenazeye dönüşebilliyor çünkü, inanın deneyimle sabit cenazede olmak gerçekten çok can sıkıcı oluyor..
Bu yıl evlenecek tüm arkadaşlarıma şans diliyorum umarım denklerini bulmuşlardır biz de düğünlerinde eğleniriz..

10 Haziran 2008 Salı

Ayaklarım uf oldu!!

Yazı yazmak istiyorum ama öyle yorgunum ki... :( Evde oturayım, zengin kocam bana baksın ben de ayaklarımı uzatayım istiyorum yaaaaaaaaaaaa... Nasıl bir meslek seçmişim ben, okuldayken hiç böyke anlatmamışlardı... :(

23 Mayıs 2008 Cuma

Bİr kuş misali havalanmalı...

Serbest bırakmalı her şeyi.Tabi ilk kendini azad etmeli. Böyle her şey daha güzel :)

Rahatlamalı bedenini saran tüm kötülüklerden, stresten arınmalı.. Mutlu olmak ve mutluluk vermek için bu şart. Veee bunun ilk adımı olarak Eskişehir' i seçtim. Orada biraz kafa dinleyeceğim:) Çok kısıtlı bir zaman için gidiyorum ama eğleneceğime eminim.
Sonra da bulduğum ilk fırsatta Üsküdar' daki Çinili Hamam'ı ziyaret edeceğim:) Bir de hamam sefası yaparsam oohhhh değmeyin keyfime..
Kendimle ilgili çalışmalarıma devam edeceğim, öneri de bulunmak ve katılmak isteyenlere duyurulur..

14 Mayıs 2008 Çarşamba

İyi ki doğdun Wuth:)

Cancağızım öncelikle anneciğinin ve babacığının ellerine sağlık:)
Ne iyi etmişler:)

İyi ki doğmuşsun, kalplerimize dolmuşsun...Seni tanımış olmaktan pek bahtiyarım sevgili üstadım;) Öperim çok çok kucaklarım en içten duygularımla..

İyi ki doğdun, mutlu yıllar sana ..

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Bir anda oluverdi her şey ...

Bir anda yaprak düşüverdi dalından
Bir anda aşk düşüverdi gönlüme
Bir anda yaşlanıverdi gözlerim
Bir anda oluverdi her şey

Bir anda uzaklar yakın oldu
Bir anda kalbin kalbim oldu
Bir anda ışıklandı her yanım
Bir anda oluverdi her şey

İyi ki bir anda oluverdi her şey...

29 Nisan 2008 Salı

Kafam ile duvarı nasıl yıktım?

Başlığa aldanıp da kafam ile gerçekten bir duvarı yıktığımı sanmayın sakın.Aslında olan güzel kafama oldu..Kafatası ağrısı ne kötü şeymiş ya,üüff!

Dün sabah her zamanki gibi telefonun alarmının çalması ile uyandım ve her zamanki gibi ; " -5 dk. sadece 5 dk uyusam " diyerek alarmı kapatıp kendimi adeta yatağa fırlattım. İşte filmin koptuğu an!!!! Yatak ve yastık ikilisiyle buluşmak yerine yatak ve DUVAR ikilisiyle buluştum ve kafamı duvara geçirdim. Müthiş bir zonklama, o an keyiften değil ama acıdan bayıldım diyebilirim. Zaten gece 2'de yatmış olmanın verdiği mahmurluk ve başağrısına bir de duvarın başağrısı eklenince Pazartesi sendromumun çifte kavrulmuş geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Akşam erkenden yatıp, uyudum. Sabah kalktım hala başım ağrıyor, ara ara geçiyor sonra yine başlıyor. Mesela şu anda bu yazıyı yazarken ağrımaya devam ediyor. Gerçi az evvel doktor kuzenimi arayıp sordum, "- Merak etme kafanı duvara geçirmekle ölmezsin" dedi.

Aklınızda bulunsun kafanıza ciddi bir darbe aldıktan sonra 2 gün kendinizi izleyin, siz yapamıyorsanız yakınınızdaki birileri izlesin. Mide bulantısı, kusma, gözlerde kayma ve sürekli uyku hali varsa hemen doktora gidip bir emar çektirin.

Çok şükür bu belirtilerden hiçbiri ben de yok..Ama yine de başım çoooook ağrıyor, nasıl vurmuşum öyle yaa??

26 Nisan 2008 Cumartesi

İşte yazının devamı Wuth:)

Şu blogu gerçekten tam olarak ne zaman öğreneceğim acaba? Yazıyı yazıp sonra beğenmeyip sildiğimde başlığını silmeyi unutuyorum..İşte yazının devamı:)

23 Nisan' ın tatil olmasını fırsat bilip kardeşçiğim, sevgili ve Cansu ile değişik bir gün geçirelim aktivasyon yapalım istedik. Geçen sene Beykoz taraflarına işim düşüp de gittiğimde Anadolu Hisarı' nda salaş bir balık lokantası görmüştüm.Ne zamandır oraya gitmek istiyordum, geçen hafta yine Beykoz taraflarına işim düşünce yok artık dedim bu küçük lokantayı bir ziyaret etmem lazım. Sağolsun sevgili de beni kırmadı, hep beraber gittik. Lokantamız Marmara Üniversitesi' nin Hisar' daki kampüsünün hemen yanında, Göksu Deresi' nin üstünde. Çok tatlı bir mekan, küçük ve sıcacık. Bu arada salaş bir yer dediğime bakmayın, walla yer bulmak o kadar zor ki.İnsanlar ayakta sıra bekliyor hatta bazıları önceden arayıp rezervasyon yaptırıyor..Açıkçası bu durumu görünce çok şaşırdım. Neyse ki biz yer bulma konusunda hiç zorlanmadık,grupça engel olunamaz baş döndürücü cazibemiz sağolsun:P. Çok güzel, sıcacık güneşin altında balıklarımızı yedik..Her şey lezizdi.Sonra oradan kalkıp Cansucan' ın teklifini aramızda müzakere ettikten sonra hayata geçirmeye karar verdik ve Anadolu Kavağı' na yollandık..Karadeniz' i andıran yeşilliklerin ve temiz havanın eşliğinde Ceneviz Kalesi' ne kadar çıktık. Kale, kaleden görünen boğaz manzarası, gün batımı... Muhteşemdi.İnsanın içi huzur doluyor, adeta temizleniyorsun.Şehrin gürültüsü, gereksiz kalabalık yok.Sadece sen,doğa ve sevdiklerin var.

Bu güzel gezintimizi akşam güneşi altında son bir kez daha manzaranın tadını çıkardıktan sonra, Cansucuğumun yeni evine hayırlı olsuna gittik, gerçi elimiz boş gittik biraz ayıp oldu ama sevgilinin aldığı Bursa çilekleri ile biraz zaman kazandık.Artık ikinci gidişimizde hediyemiz ile gelicez:) Cansu' cum evine bayıldım,sen de o eve çok yakışmışsın güle güle oturun sevdiğinle..

Bir kez daha o güzel ve dinlendirici gezintiyi tekrarlamak temennisiyle..Bir sonraki sefere katılmak isteyenlere duyurulur.

Ha bu arada unutmadan wuth' e teşekkürler:)

24 Nisan 2008 Perşembe

22 Nisan 2008 Salı

Doktor beeey beni bıçaklayın:P

Sizce bu kadına ne oldu?


a-Çok ciddi bir trafik kazası geçirdi, doktorlar sayısını bilmedikleri seri ameliyatlar sonucu ancak bu kadar düzeltebildiler.
b-Akraba evliliği sonucu doğuştan kemik bozukluğu ile doğdu.
c-Kolonyaya allerjisi vardı, bir gün bayılınca çevresindekiler ayılsın diye bilmeden kolonya koklattılar, sonuç karşınızda.
d-Nükleer silahlar üreten bir firmada çalıştığından aşırı radyasyona mağruz kalan zavallı işçinin vahim sonu bu oldu.
e- hiçbiri

Doğru şıkkı açıklıyorum, e- hiçbiri.

Yuh artık değil mi? Başka ne olabilir ki cevap?
Bu kadın bilerek ve isteyerek onca para harcayarak bu hale geldi:) İşte karşınızda estetik mucizesi!!!Nam-ı diğer " Kedi Kadın " , " Aslan Kraliçe ( neden bu isimlerin verildiğini tahmin etmek güç değil) " . Güzelleşmek uğruna plastik cerrahiye 4 milyon dolar harcayıp bu hale gelmek korkunç gerçekten. İşin üzücü kısmı, bir plastik cerrahi web sayfası ona 2004'te dünyanın en korkunç ünlüsü ünvanını vermiş...

Kadın olmak hele ki güzel bir kadın olmak gerçekten harika..Ama bazılarının güzel olmayı tek tip olmakla ve iri dudak, fındık kadar burunlar vs ile ( daha doğrusu burunsuzlukla) karıştırmasını anlamıyorum.Aslında herkesin kendine has bir güzelliği ve özelliği var, bunu bilmek önemli. İnsanların nasıl bir halet-i ruhiye ile bıçak altına yattığını merak ediyorum ve gerçekten anlamıyorum. Düşünsenize bir daha aynada eski sizi göremeyeceksiniz ve belki de eskisinden daha kötü olacaksınız.Ben, gerçek benin yaşlanmış halini görmek isterim bir başkasının değil.




11 Nisan 2008 Cuma

Geriye bir umut kaldı...

Bir küçük oda
Sevgilim ile içinde
Kilit vurmuşum kapısına ...

Kötü, fesat, mutsuz eden her şey dışarıda..Aklı karıştıran korkular dışarıda..
...
Öğrenmenin yaşı yoktur derler, doğru.Yeni bir şey daha öğrendim.Bir şeyi çok istemeyeceksin, çünkü o zaman O'nu kaybetme korkusu saçma şeyler düşünmene neden oluyor. Sonra da istemediğin halde kalbi parçalara ayırmak çok kolay oluyor.

Hayatımın hiç bir döneminde kendimi bu kadar yalnız ve hayalsiz hissetmedim..Garip bir durum, sanki içim boşaldı..Pandoranın kutusu açıldı, içimdeki her şey kuş olup, uçup gitti, farkettiğimde hemen kapattım.İçeride sadece umut kaldı..

( Bu yazı sadece benim için, içimi dökmek istedim sadece..Okuyan olursa kimse yorum yazmasın, lütfen.Teşekkürler. )

4 Nisan 2008 Cuma

1 Nisan 2008 Salı

Gizmo' cum...


Rahat uyu Gizmo' cum..Seni çok sevmiştim hala da çok seviyorum...

28 Mart 2008 Cuma

Paris, Türkiye'ye gelmişmişmiş? ? ?

Şu toprakları paylaştığım herkesi seviyorum ama bazen " - biz nasıl bir milletiz kardeşim ya !!! " demekten de alamıyorum kendimi. Hayata ve kendisine hiç bir şey katmayan abuk sabuk insanlara verdiğmiz değeri görünce acıyorum halimize, hele Batı özentimiz de bununla biraraya gelince seyreyle tiyatroyu...
Bu acıklı hallerimizden biri dün yaşananlardaydı mesela.Paris Hilton Türkiye' ye gelmiş..İyi hoş gelmiş, misafirperverliğimizi gösteririz tabi ki ama alıp da malum şahsiyeti göklere çıkarmanın bir alemi yok ki..Saçmalık!! Bazen o kadar aç oluyoruz ki, nasıl bir özenti içindeyiz Yarabbim. Sanki devlet başkanı gelmiş gibi bir izdiham hatta daha kötüsü bedava ekmek dağıtılıyor gibi..
Kimin kim olduğunu anlatmaya gerek yok, biliniyor zaten..O zaman bu telaş niye? Biri bana anlatsın, lütfen...


12 Mart 2008 Çarşamba

Belki o zaman her şey güzel olur(?) .

Hayat çok rahatsız ediyor bazen..Ne zaman nerede ve kiminle olmak istediğinizi seçemiyorsunuz. Herkesi memnun etmeye çalışırken aslında kimseyi memnun edemediğinizi hatta daha çok üzüldüğünüzü görüyor sonra bunun üzerine daha da üzülüyorsunuz... Bilen biri varsa anlatsın,
" insanları idare etme sanatını" . Bazen keşke böyle bir ruha sahip olmasaydım diyorum, belki daha naif, sessiz, dingin bir ruh olsaydım... Ama yok, tam tersi. Asi, özgürlüğüne düşkün, hesap vermeyi sevmeyen biri olmak ...İşte bütün mesele bu. Hayatta yaptığım herşey daha da özgürleşebilmek için, içimdeki bu duyguyu dizginlemek mi daha iyi yoksa oluruna bırakmak mı her şeyi? Hoş oluruna bırakabilmek de bir meziyet, du bakalım n'olcak diye bekleyebilmek de.

Umarım ben biraz du bakalım n'olcak demeyi öğrenirim çevremdekiler de beni biraz daha özgür bırakmayı. Belki o zaman her şey güzel olur..?

27 Şubat 2008 Çarşamba

Işılowski'den inciler :)

Bu ismi bana sevgilim taktı, seviyorum , gerçi biraz Rus ismi gibi ama olsun.Sevgili sevmiş demiş bir kere. Bize de beğenmek düşer, değil mi ama? Neyse geçenler de Sevgili' nin doğumgününü kutladık, sürpriz doğumgünü planlamak epey zor işmiş, son anda stresten gidebilirdim. Neyse ki benimle bu stresi paylaşan birçok arkadaşımız vardı yanımda.Özellikle de Yüsücan ile Gülrucan' ın emekleri için bir kez daha teşekkürler:) Akşamın ilerleyen saatlerinde James Joys'a gittik. Çok güzel eğlendik.Orada Herbert ve Horasio ile tanıştım, çok sıcakkanlı insanlarmış, ikisini de sevdim. Üstelik hemşehri çıktık, bu da ayrı bir hoşluk oldu:) Benim için Güneylilerin yeri her zaman ayrı ne de olsa. Tabi geceyi benim ısrarlarımla biraz erken bitirmek zorunda kaldık, belki de böyle olduğu için tadı damağımızda kaldı. Belki sabah 5 e kadar eğlenebileceğimizi bilseydik bu kadar olmazdı.Eeee n'apayım anne ile baba evde artık, biraz dikkat biraz özen göstermeli değil mi?
Olsun her şeye rağmen çok güzel bir geceydi... En güzel anlarımı düşlediğimde KAŞ aklıma gelirdi artık 23 Şubat'ta aklımda bir yer edindi.
Sözün özü, İyi ki doğdun sevgili...mmmmuaaah:*

7 Şubat 2008 Perşembe

Du Bakalım N'olcak?

Hayatımda en çok istediğim şey gerçekleşecek; ailem İstanbul'a taşınıyor.Sonunda. Nasıl hissediyorum, açıkçası hiç bilmiyorum nasıl hissettiğimi.Sevinç, merak, endişe,,,, daha birçok duygu var içimde adlandıramadığım.Umarım en güzeli olur ve daha da güzelleşerek devam eder. Kolay değil neredeyse on yıldır, okuduklarına inanamayanlar için bir de rakamla (10 YIL ) , ailemden ayrı yaşıyorum. Şimdi biraz garip gelecek.Anne sıcaklığını yeniden hissedeceğim, annemin yemekleri de cabası, babamla yine televizyon kavgası yapacağız, bir de O televizyon izlerken ben birşeyler soracağım sonra da yanıt alamayacağım için sinirleneceğim, kardeşim ile de bir kavga edip bir dedikodu yapıp güleceğiz... :) İçim ısındı birden. Güzel olacak ya, umarım bir aksilik olmaz, rüyam bozulmaz..Ama bir soru işareti var kafamda, on yıl evvel çocuk olan ben artık büyüdüm ve bir yetişkin oldum.Bu durumu, benim bu zamana kadar edindiğim alışkanlıklarımı nasıl karşılayacaklar çok merak ediyorum. Tabi benim için de aynı şey geçerli. Du bakalım n'olcak ?? Hayırlısı olacak inşaallah, değil mi?

21 Ocak 2008 Pazartesi

İyi ki varsın...

Bazen mutlu mutlu herşey yolunda giderken insan kendini kaybediyor.Yanında olanı ne kadar incitebileceğini hesaba katmadan paldır küldür sarfediyor sözcükleri, kötü niyetli olmasa da...
Ama birden bir söz, bir an öyle patlıyor ki gürültüyle...İyi de oluyor.Kendine geliyorsun.Yanındakinin değerini bir kez daha hatırlıyorsun. Bilenler," Her şer'rin içinde bir hayır, her hayrın içinde bir şer vardır" Diye boşuna dememişler.
Şer gibi görünen anlardan hayırlar ile çıkabildiğim(iz) için çok teşekkür ederim Allah' ım...
Sevgili sana da teşekkürler, iyi ki varsın...

16 Ocak 2008 Çarşamba

Yansımalar,garip haller...

Hayat gerçekten sürprizlerle dolu?? Bugün "- Amaaan hayat işte gırgıra vurmazsan çekilmez" dedim birilerine, ki bu tarz söylemlerden hiç hoşlanmam ama halet-i ruhiyem bunalımda olduğu için köprü altı sarhoşları gibi konuştum, o birileri de "-Hayır hayatın ne suçu var, ona ne verirsen karşılığında aynısını alırsın" dedi. Doğru aslında, yapılan geyik konuşmanın böyle felsefik bir çıkarımla sonuçlanmasını beklemiyordum, gafil avlandım. Ama doğru, hayat tamamen yansımalardan ibaret, aslında biraz da garip. Bir gün önce O' na huzur verdiğini bilirken ve hatta dinlerken bir gün sonra yanında değil de başka bir yerlerde olmak istediğini bilmek, görmek garip. Ya da en gizli güzellikleri paylaşırken sonra aniden güzel mırıltıların gürültüye dönüşmesi, sol memenin altındaki cevahirin sızlaması, sıkılması birbirine en yakınların yabancılaşması da ... Her şey bir garip, etrafında her şey garip de bir sen mi normalsin diyeceksin... Yok, hayır en garipleri de benim zaten..

8 Ocak 2008 Salı

Büyük adam olmak ?

Bazen canım hiç çalışmak istemiyor, bugün de o günlerden biri. Sabahtan beri aylak aylak etrafta gezinip, kesilen elektriklerin ardından daha uzun sürsün diye dua edip duruyorum.Ama bu defa kabul olmadı, bir dakika içinde hemen geliverdi utanmadan. Tembellik ettiğim böyle zamanlarda içimde bir ezilme, kıyılma hissi oluyor sanırım vicdan azabı dedikleri bu. Okul yıllarım da da aynı şey olurdu.Sınav günü gelene kadar avare avare takılıp yumurta kapıya dayanınca başlardım. Bunun iş hayatında da olması garip midir acaba yoksa " İnsan yedisinde neyse yetmişinde de o dur " deyişinin bir kez daha sağlamasının yapılması mıdır?? Acaba büyüyünce büyük adam olanlar küçükken çok çalışanlar mıdır yoksa bizim gibi arada takılanların da büyük adam olma şansları var mıdır? Yanıtını bilen varsa söylesin, beni de aydınlatsın.
((( Not : itiraf ediyorum ben hem büyük adam olmak istiyorum hem de biraz tembellik yapmak istiyorum:P )))

4 Ocak 2008 Cuma

hoşgeldin pamuk prenses :)

Bugün bembeyaz bir İstanbul'a uyandım..Çok güzeldi. Kar bana inanılmaz bir huzur veriyor, her yer bembeyaz olduğunda sanki bütün kirlerin, çirkinliklerin, üzüntü ve kavgaların üstü örtülüyor gibi geliyor. Keşke gerçekten öyle olsa...
Neyse, bu sene çok dua etmiştim Tanrı'ma, yılbaşında yani doğumgünümde bana karı hediye et diye, iyice yüzsüzleştim neler de istiyorum :) Biraz geç geldi ama olsun :P Çok güzel, çok.
Yıllar önce belki dokuz belki on yaşındayken yine kar istemiştim hediye olarak, hem de karın hiç yağmadığı kupkuru iklimi olan bir yerdeyken..Yine yüzüm gülmüştü, mucize gerçekleşmişti. O anı hatırladım bugün :)
Tüm üzüntülerimizin, burukluklarımızın üstünü yumuşacık örtmesi dileğiyle, umarım daha da çok yağar . :)